SORGED - Sorgun Gençlik Derneği
Samet KAYAM

Samet KAYAM

bilgi@sorged.org

Her Şey Bir Söz ile Başladı

Herşey 2013 yılında çalıştığım dükkanda daha önce erasmus+ projelerinde bulunmuş arkadaşım hasanın laf arasında “senide bir projeye göndericem” sözünü vermesiyle başladı. Ben o zamanlar lise son sınıftaydım sonra bir sene geçti üniversitede hazırlığa başladım ama nasıl çabalıyorum ingilizce öğrenicem diye bana bi kelime öğretecek adamın bin yıl kölesi olucam öyleyim. Öyle giderken hasanın yakasına yavaş yavaş yapışmaya başladım “kanka bizim proje işi n’oldu?” “göndermeyeceksen söyle” gibi baskılarla en sonunda yıldırdım hasanı Hırvatistan/Zagreb’te bir proje bulduğunu ve beni göndericeğini söyledi. İlk başta herşey çok kolay olucak sandım ama bilgilerimi almak için gönderdikleri ilk mailde anladım benim bu iş için yeterince hazır olmadığımı, beginner seviyesinde hazırlığa başlayıp, elemantry seviyesinde iken proje falan diye arayışa girmiştim. Mailde; projenin konusunu, yapılacakları, bütün şartları yazmışlardı ben yarım yamalak anladım konuyu tamam geliyorum dedim. Bilgilerimi yazdım yolladım. Tamam şimdi de ingilizceni ölçmek için skype görüşmesi yapıcaz dediler. Ben önce soğuk bi ifadeyle ekrana kitlendim, ne konuşucaktım ki? Diye düşünürken peki dedim yaparız. 5 dakika sonra yapalım dedi kız, ben bayılıcam heyecandan elemantry seviyesinde ingilizcem var kesin almıcaklar beni rezil olucam diye düşünürken aradılar derin bir nefes alıp açtım konuşmayı selamlaştıktan sonra derler ya havadan sudan konuştuk diye gerçektende öyle oldu bulunduğum yerde havanın nasıl olduğunu sordular böyle basit basit gidiyoduk derken bana “do you need visa” dediler visa? Hmm.. Mastercard.. visa.. visa kredi kartı demekti heralde ya diye düşünüp net bi şekilde “no” dedim artık ne kadar kendimden emin bir şekilde söylediysem birbirlerine dönüp bu kadar yeter dediler, kapadılar konuşmayı. Ben heyecandan bayılmadığım için şükrederken bi yandan da sözlükten “visa”nın anlamına bakıyordum derken farkettimki “visa” vize demekmiş ve benimde vizeye ihtiyacım vardı. Galiba beceremedik diye düşünüp başka şeylerle uğraşmaya başladığım anda mesaj geldi kabul edilmiştim.

İlk defa yurtdışına çıkıcaktım. Yurtdışı bir yana marmara bölgesinden bile çıkmamıştım daha önce. Pasaport, vize ve diğer evrakları zamanında yetiştirmek için verilen çaba bir noktada ‘nerden bulaştım ben bu işe ya’ seviyesine gelmişti ama heyecan ve merakım sürekli teşvik ediyordu. Ailede ilk başta ikna olmadı çünkü bende yeterli bilgiye sahip değildim abbas yolcudur misali bir yola girmiştim bundan endişe duyup, nereye gidiyosun? kim götürüyor? Masrafları kim karşılıyo? Gibi soru yağmuruna tutuldum. Biraz mantıklı biraz uydurma cevaplarla ikna sürecini tamamladım.

Ve uçuş günü geldi. Heyecanlı güzel bir uçuşun ardından Zagreb’e vardık. Havaalanında Türkiye’den gelen diğer katılımcılarla tanışıp bindik otobüse ve hostele doğru yola çıktık. Yolda hava kapalı ve yağmurluydu ve geldiğimiz yolda düz araziden başka birşey görmemiş olmamız biz nereye geldik böyle ya diye düşündürdü. Vardığımızda diğer ülkelerden(romanya-yunanistan-gürcistan-ermenistan-hırvatistan) gelen katılımcılarla tanışıp kaydımızı yaptırdık kişi başıda 60€ katılım parası verdik (sanırım böyle bir para almaya hakları yokmuş biz bilmiyoduk siz araştırın) ve odamıza yerleştik. Sonra bizi hostelin en alt katındaki çalışma odasına alıp herkesten kendilerini tanıtmalarını istediler. Bana sıra yaklaşınca ben yine heyecanlanmıştım alt tarafı en basit cümlelerle kendimi tanıtıcaktım ama ingilizce benim gözümde aşılamayacak bir duvar gibiydi – bu projeye katılmaktaki amacımda bu duvarı yıkmaktı- kalktım herkes gibi bende bişeyler söyleyip oturdum, 10 gün boyunca neler yapıcağımızı, projeninin amacını vs. öğrendik ve yemek vakti gelmişti. Daha önce yurtdışına çıkanların yemek beğenmediğini duymuştum ama ne kadar kötü olabilirdiki? Söyliyim kaşar ve salatalığı aynı sulu yemeğin içinde yapacak kadar kötüymüş. Yemeğimizi yada yemek dedikleri nimeti yedikten sonra tekrar yol yorgunu olduğumuz için odamıza çıktık. Balkonda sigaralarımızı yakıp yağmurlu havayı izleyip ne yapacağız abi biz burada diye düşünmeye başladık. Kötü başlamıştık, iyi olmasını umut ederek 8 kişilik odamızda uykuya daldık.

İkinci güne erkenden başladık en azından hava güzeldi ve istanbul’da yaşayan benim gibi bi insan için kuş sesleri arasında uyanmak güzel birşeydi. 9’da kahvaltı olucağını söylemişlerdi ama aşağı indiğimizde masada bizi karşılayan mısır gevreği, krep ve sosisten başka birşey değildi bunada şükür deyip atıştırdık. Çalışma saatine kadar biraz turlayalım diyip dışarı çıktık. Hostelin etrafında attığımız turda bir tane insanla karşılaşamadan markete girdik atıştırıcak birşeyler almak için, alıcağımızı aldık ve kasiyer kadının mükemmel suratsızlığıyla tekrar sokağa çıktık ne biçim yer ulan burası diyip tekme atmak için bir kutu kola aradım ama yoktu insan yoktu ki yere çöp atıcak insan olsun. Tekrar döndük hostele çalışma odasına girdik proje sahibi giriş konuşmasını tamamladıktan sonra yaverleri konuları detaylıca anlatmaya başladı. 

Bir an sadece anlatılanları izlediğimi farkettim konuşulanları anlamıyordum ingilizcem bitmişti galiba ne anlatıyo bunlar ya demeye başladım kendi kendime başımı önüme eğip samet senin neyine bunlar dedim. Ama buraya sızlanmaya gelmemiştim eli boş dönmeye niyetim yoktu. Akşam çalışmasında her ülke kendi ülkesindeki trajikomik olayların tiyatrosunu yapıcaktı. Her grup bir olup tartışmaya başladı. Biz Türkler olarak rahattık ülke olarak trajikomiktik zaten. Her ülke kendi oyunlarını sergiledi herkes bir komiklik yapma peşindeydi zorla ayıp olmasın diye güldük bizim malzememiz hazırdı ve hiç hazırlanmadık. Yalancı dilenci, minibüste cebe indirilen para ve are you cola skeçlerini yapıcaktık. Benim için kendimi sergileme yeri gelmişti ingilizcem kötü olduğu için çok fazla konuşamıyordum ve insanlar benim sessiz bir insan olduğumu düşünmeye başlıyolardı. İlk olarak minibüs skeciyle parası eline geçmeyen minibüsçüyü oynayıp levyeyle birine giriştim yüzlerde tebessüm oluşturduk başlangıç için iyiydi. İkinci skecimizde kolu olmayan özürlü dilenci rolüyle paraları toplayıp kolumu yerine getirip para verenlere küfür edip ters yöne koşmaya başladım. Sesli gülme sesleri kulağıma geliyordu ve son ülke ve son oyun olarak en iyi kozumuzu oynadık. Barda kıza yanaşıp dans etmeye başladım cem yılmazın anlattıklarını bire bir oynadıktan sonra insanların sandalyeden düşercesine salyalarını fırlatırcasına kahkahalarına maruz kaldık. Çok iyi reaksiyon almıştık. Hatta o kadar çok beğendilerki her muhabbette samet are you kola diyip kahkaha atmaya başlıyorlardı.

İnsanlarla kaynaşmaya başlamıştık gittikçe güzelleşiyordu herşey. 3. Gece bizi partiye götürdüler. Şehir merkezine indik Cumartesi gecesi saat 11.30 falandı. Partiye gitmek için merkezden yürüyecektik. Tramvaydan inince etrafıma baktığımda ne açık dükkan nede bir Allah’ın kulu vardı. Taksim meydanı gibi bir yerdi burası Zagreb için şaşkınlıkla yürümeye devam ettik. Daha sonra öğrendim ki şehirde Salı geceleri haricinde akşam dışarı çıkan pek olmazmış.

4. gün ağır bir çalışma günüydü sosyal medyanın gücünden bahsedildi yani en azından öyle tahmin ediyorum çünkü çoğu konuşmanın sonunda diğer türklere dönüp ne anlattılar diye soruyodum. Öğlen çalışmasında herkese bir adet buddy eşleştirmesi yapıldı yunan biriyle buddy oldum. Bizi birbirimizi tanımak için dışarıya yolladılar bundan sonra birlikte çalışıcaktık sohbet ederken projeye katılmasının nedeni gerçekten sosyal medyada bir farkındalık yaratmak mı diye sordum oda bana kız arkadaşımla yurtdışına çıkmak istedik proje bahane dedi daha sonra farkettim ki herkes bu kafadaymış. Proje sahibi parasını kazanıyo katılımcılar ucuza yurtdışına çıkıp sosyalleşiyor. Alan razı satan razı yani.

5. gün bizi her ülkeden bir kişi olucak şekilde gruplara ayırıp 10 adet görevin yazılı olduğu bir kağıtla şehir merkezine gönderdiler. Yunanlılar da en az biz Türkler kadar değişik millet oldukları için benim grubum 4 yunan ve benden oluştu. Bir kafeye gidip 15 dakika çalışmak, birisinin köpeğini gezdirmek, 10 kişiyle sarılmak, tiyatro binasının üzerinde kaç melek olduğunu saymak, kendi dilinde konuşup insanları kahve içmeye davet etmek gibi görevleri en kısa sürede bitirip hostele dönerek hiçbir şey kazanmadık.

O günün akşamında kandil olduğu için şehirdeki camiiye gittim 15-20 dakikalık bir yolculuğun ardından camiiye yaklaşmıştım günlerdir ezan sesi duyamıyordum. Camiinin minaresini gördüğüm anda camiiye kadar koştum tüylerim diken diken olmuştu. Ezan duyduğumda ise duygu patlamasıyla birlikte göz yaşlarına boğulmuştum.

7. gün yine bir partinin dönüşünde 8 erkekli odamızın yataklarında uzanırken herkes hoşlandığı kişileri dökülmeye başladı. Kısa bir gıybetten sonra Ankaradan gelen bir arkadaşla iddaaya girdik. O Ermeni bir kıza açılacaktı o olumlu yanıt alırsa bende Gürcü bir kıza açılmak durumunda kalıcaktım.

8. gün bu tür projelerde bir ritüel olan kültür gecesi olacaktı. Çalışmalar bittikten sonra sofralar kuruldu herkes ülkesinin yiyecek içeçeklerini getirmişti. Masaya baktığımda çoğu şey tanıdık geldi gözüme ama Ermenilerin getirdiği sucuk ve pastırmayı görünce bu ne lan diyip kahkaha attım bu kadarı fazlaydı.

Tuttum bir Ermeniyi bu nedir dedim pastırmaya benzer bir cümle söyledi sizin mi bu deyince evet dedi üsteledi hemen oturttuk bunu bilgisayara. Vikipediye girmesini istedik ve pastırmanın sayfasında Tokattan çıkma olduğunu kendi gözleriyle öğrenmesini sağladık. İlerleyen saatlerde Gürcülerin getirdiği onlara has olan votkayla bütün gönüllüleri kör ettiler.Bir ara baktım bizim Ankaralı elinde şarabı ile oturuyo kolunuda Ermeni kızın omzuna atmış muhabbet ediyolar. Edirneli kıza döndüm bizim oğlan hızlı çıktı dedim gülüştük. Saat geç olup yataklarımıza çıktığımızda Ankaralıyla muhabbet ettik Ermeniyle bütün gece siyasi sohbet ettiklerini söyledi çünkü bir sonraki gün ermeni soykırımının 100. yıl dönümüydü. Bizde de bunun endişesi yok değildi. Neyle karşılaşıcağımızı bilmiyorduk.

9. gün artık sona doğru yaklaşmıştık. Sosyal medyada sayfalarımızı açmak ve sesimizi duyurmak için hazırlayacağımız videoyu kaydetmemiz gerekiyordu. Herkes becerilerine göre farklı görevlere dağıldı bende instagramda sayfa açıp tanıtmaya çalışacaktım. Herkes farklı bi yere geçip çalışmaya başladı bende çıkardım telefonumu kurdum sayfayı 2 dakikada bitti işim... Ee bende gideyim bari video çekimlerini izliyim dedim şehir merkezine indim. Sosyal deney yapıp insanların yardımlaşma konusundaki farkındalıklarını ölçüceklerdi. Oturdum çimenliğe izlemeye başladım. Ermeni bir gönüllünün kendini yere atıp hasta taklidi yaparak insanların ilgisini çekmesi gerekiyordu. Ama çocuk bir türlü beceremiyordu o kadar kötü oyunculuk sergiliyodu ki kimse ne oldu diyip yardım etmeye gelmiyordu. Sonra yunan bir kız denedi bir ton insan başına toplandı kızın ama kız kendini yere erken bıraktığı için kameranın kadrajına giremedi. Bu sefer ben kalktım bir de ben deniyeyim dedim. Yürümeye başladım karnımı tutmuş eğilerek yürüyordum ve kendimi bir anda burak yılmaz gibi yere atıp boylu boyunca yattım hemen birileri toplandı başımda. Kaldırdılar beni ve onlara deney yaptığımızı söyleyip kameraları gösterdim. Adamlar kolumu bıraktılar sinirlenip kameraya bakmadan hırvatça birşeyler söyleyip gittiler. Hırvatlara iyice uyuz olmuştum. Sıra diğer deneye geldi. Kız arkadaşını hırpalayan adama insanların tepkisini ölçücektik. Bir önceki oyunculuğumla başrolü kapmıştım. Kız olarak yine yunan kızı seçtim kendisi buddy’min kız arkadaşıydı ve aşırı eğlenceli bir kızdı. Biz yürümeye başladık bunu gülmemesi için uyararak kadraja girdik ben bir anda seni buddy’m ile görmeyeceğim bundan sonra bıktım artık gibi bir şeyler söyleyip kızı sarsmaya başladım. Bu bana karşılık vermeye başladı ne yapıyorsun bıraksana kendini yere dedim ben öyle deyince olayı farketti ve kendini yere bıraktı o anda arkamda 2 metrelik bir adam belirdi hırvatça birşeyler söyleyerek beni tuttu bende bıraksana lan sen karışma falan dedikten sonra onada açıklama yapıp kameraları gösterdim. O anda hırvatlara uyuz olduğuma kesinlik getirdim çünkü bu adam sinirlenmişti ve hiçbir şey demeden bisikletine binip gitti. Bizim ülkemizde olsa nerdeyse bütün ülkenin tepkisi kamerayı gördüğü anda sevinip el sallayıp nerede izleyeceğiz bunu diye sorarlardı ama bu hırvatlar gerçekten ruhsuzdu yada biz fazla heyecanlıyız. Diğerlerinin yanına gidince kızların samet çok iyiydin gibisinden yorumlarıyla karşılaştım. İngilizcemin yetersizliği konuşmamı yavaşlatıyordu ama vücut diliyle o açığı kapamıştım ve oyuncu musun sen ya diyenler bile oldu ama gürcünün samet galiba senden hoşlanıyorum demesiyle egom okşanmıştı. Daha sonra dönüş yolunda ankaralıya yarın o sucukla pastırmaları yumurtayla yiyelim dediğimde türkçe söylediğim gürcü anlamadı ve ne dedin diye sordu bende sonunda adam gibi bir kahvaltı edebiliceğimizi söyledim ben öyle diyince buda samet ben sana aşık oluyorum dedi arkadan bir HOAYDAAA sesi duyar gibi oldum ama kıza gülümsemekten başka bir cevap vermedim.

10. gün artık son günümüzdü bütün çalışmalarımızı bitirmiştik. Hazırlanan videoyu izledik, sosyal medyadaki sayfalarımızı inceledik. Herkes son konuşmalarını yaptı, ağlayanlar oldu. Net bir şekilde kimse gitmek istemiyordu. Çalışmaları bitirmiş bir sonraki günkü uçuşlarımıza kadar serbesttik. Ne yapsak diye düşünürken roman bir çocukla maç muhabbeti açıldı ve maç yapmaya karar verdik. Yanımıza bir ermeni alıp spor malzemeleri satan bir mağaza gidip top aldık. Canımız ne yapmak isterse o anda yapabiliyorduk ve hiç sorun çıkaran tip yoktu verilen kararı beğenmeyen biri çıksa bile topluluğa uyuyordu. Hostelin yakınında bir ilkokul vardı tellerden atlayıp sahalarına girdik. Çekişmeli başlamıştık romanlar hırvatlar toptan anlamıyordu. Karşı takımda buddy’m, topu alan ermeni ve romanyalı vardı. Bizim takımda ayağında top tutabilen adam yoktu. Bir ara mahalle maçına döndü. Buddye sert girdim. Faul falan dedi yere oturdu. Ağlama lan adam gibi oyna diyince bu ayağa kalktı öyle mi görürsün şimdi ağlamayı dedi. Oo dedim mevzu var. Ama adam meğer bu lafıyla oyunundan bahsediyomuş arka arkaya üç gol attı. Avrupalı işte.. Son gecemizde bir yere çıkmamış hostelin lobisinde oturuyorduk. Herkes içki alıp içmeye başladı. Bir ara bir romanyalı çıkıp şişe çevirmece oynayalım dedi iyi dedik. Biz oyuna başladığımızda çoğu kişi odasına çıkmış bir 10 kişi falan kalmıştık saatler ilerledikçe batının hayasızlığını öğrendim.. 4e kadar bu oyunu oynadık en son resepsiyondaki adam yeter artık buraları toplamam lazıp deyip bizi dağıttı.

Son gün uyandığımda çoğu kişi gitmişti. Lobide oturup her gidenle vedalaşmaya başladık gürcüler geldi araba kiralamışlar bir gün takılıp ondan sonra türkiye’ye geliceklermiş aktarma yapmak için. Gürcü kızla konuştuk bir gün sonra zaten beraber olucaktık. Daha sonra bizde çıktık hostelden Ankaralıyla beraber. Unutulmaz bir hüzün vardı havaalanına gitmek için otobüsümüze bindik. Burada anlatamadığım bir ton şey vardı. Kötü başlamıştı ama her dakika dahada mükemmelleşti. Projenin 2. Gününde 60€ verdik bunlar ne biçim yemekler diyip isyan eden Gürcü kızı, gecenin bir yarısında yatak odasına girdiğimizde içerde fare ölüsü gibi koku bırakmış olan 3 €luk spor ayakkabıyı, sabahları yediğim patatesleri börekleri geceleri yediğim dilim pizzaları(3tl), hırvatça merhaba anlamına gelen bok kelimesini her girdiğim yerde insanların surasına bakarak söyleyişimi, ermeni soykırımının 100. Yılında ermenilerle kucaklaşarak hiç bir sorun yaşamadan sarı gelin şarkısını söyleyişimizi, içki içmediğimi bildiği için elimi likörlü çikolatalara attığımı görünce can havliyle beni durduran “gavurları” 10 gün içinde birbirimize ihtiyacımız olduğu için arkadaş nasıl olunur bunu en iyi şekilde gösteren o insanları ömrüm boyunca unutamam. Amacınız ne olursa olsun isterseniz benim gibi ingilizcenizi geliştirmek için, isterseniz ucuza seyahat etmek için, isterseniz CV doldurmak için hiç farketmez gidiceğiniz proje beklentinizden ve isteğinizden çok daha fazlasını verecektir. 

Son Yazıları Tüm Yazıları
Dernek Scripti: Medya İnternet