SORGED - Sorgun Gençlik Derneği
Onur Örnek

Onur Örnek

ornekonur@yandex.com

Her şey 2 Kasımda başladı...

Her şey 2 Kasım’da Sorgun Gençlik Derneğine Facebook üzerinden gönderdiğim mesaj ile başladı. Yoğun iş temposundan sıkılmış sosyal medyanın olmazsa olmazı Facebook’da gezinirken 4 gün sonra başlayacak olan projeye acele ek olarak bir katılımcı arandığı yazıyor.Öncesinde Sorged(Sorgun Gençlik Derneği)’de ‘On theroad’ 06-13 Kasım 2016-Avusturya projesini görmüş ve başvuru yapmıştım. Sonrasında 342 kişi başvuru yapmış, katılımcılar tek tek değerlendirilmiş ve içlerinden en uygun olan 3 katılımcı belirlenmişti.

Şu sıralar herkes gördükleri neredeyse bütün proje ilanlarına seçilmeyeceklerini düşünerek başvurmakta, ardından talihlilerin kendilerinin olduğunu öğrenince; sınav vb. bahanelerle gidemeyeceklerini belirtmekteler. 2 Kasım akşamı gönderdiğim mesajın hemen ardından Halil Hocam yazdı: Mesaj atmışsın derneğin hesabına… diye başlayarak. Sonra kendimi TK 1769 İstanbul-Prag uçağında buldum. Mesaj attıktan hemen sonra uçak biletlerini kontrol ettim ve en cazip şehir Prag geldi. İlk neden daha önce hiç orada bulunmayışım, ikinci neden ise uçak bilet fiyatının Viyana’ya göre yarı fiyatına olması. Evdekilere bile sormamıştım, beni çeken bir şeyler vardı ve yolda olmalıydım ben de.

Eğer bir kez tadını aldıysanız projelerin bir daha vazgeçemiyorsunuz bu yoldan ve tam unutsanız da bir yerden bir haber geliyor, birisi yazıyor bir bakmışsınız hop projedesiniz. Uçaktan indikten sonra şehir merkezine gitmek için otobüse yöneldim. Lakin yanımda hiç Çek Korunası yoktu ve havalimanında kur çok düşüktü. Yanımdaki en bozuk parayı 20€ uzattım ve sadece 5€ bozdurmak istediğimi söyledim. Ancak gişedeki görevlisinin elinde 15€ para üstü olmadığını söylemesi üzerine mecburen 20€‘u bozdurarak otobüse yöneldim.(Sakın havalimanında çok para bozdurmayın, en güzel kuru da ana tren istasyonu yakınında İstanbul Kebap’ın karşısındaki döviz bürosu veriyor bilginize.) Bavulları otele atar atmaz saat 20:00 civarı şehri keşfe çıktım. Prag her bir yanı taş döşeli sokakları, ünlü Charles Köprüsü, muhteşem mimarisi ile sanki birkaç yy. önceyi yaşıyordu.

Ertesi gün Avusturya’ya doğru yola koyulmuştum. Yaklaşık 6 saatlik tren yolculuğunun ardından Linz’deydim. Buraya yakın bir kasabada bir gece kaldıktan sonra projenin yapılacağı yere doğru tekrardan yola çıktım. Yağmurlu bir gün hiç yakalanacağım korkusu olmadan tramvaya kaçak binerek AigenSchlagl’e giden tren istasyonuna varmıştım. Trenin kalkmasına birkaç dakika kala yetiştim. Ardından tren hareket etmiş ve yolculuğumun ilk kısmı Tuna boyunca kısa süreli de olsa devam etmişti. Yaklaşık bir saat sonra kar yağmaya başlamış ve her yer bembeyaz olmuştu. Havanın kararmasıyla birlikte içimde yer alan huzur tezahür edilemeyen cinsten.

Kompartımanda iki kişiyiz ve diğer arkadaşın da nereye gittiğini merak etmiyor değilim. Bu arada tren rahat 1990’lı yıllardan kalma. Arkadaşa soruyorum: Sen de mi projeye gidiyorsun? Hayır ben çalıyorum, buraya ilk kez geliyorum. Ne iş yaptığını soruyorum, her iş yaparım diyor. İstasyondan kalacağımız yer araba ile 30 dakika mesafede. Normal şartlar altında Türkiye’den gelen 3 arkadaşı burada bekleyip buluşmayı planlıyordum ancak tren istasyonunun son durağı ormanın ortasında ıssız bir yerde. Dolayısıyla beni almaları için Wolfgang’ı arıyorum. Bana bir taksi gönderdiğini söylüyor. Ardından kadın sürücünün kullandığı bir minivan geliyor. Macaristanlı trende tanıştığım arkadaşım bana el sallayıp minivana binerek gözden kayboluyor. Geçen 20 dakikanın sonunda 2. bir minivan geliyor ve istasyonda benden başka bekleyen yok ve o da beni almaya geldiğini sanıyor. Bana bir otel ismi söylüyor ve sen aşçı değil misin diyor?

Aşçı olmadığımı söyledikten sonra arabayı durduruyor ve ikimizde gülmeye başlıyoruz. Gülme krizini atlattıktan sonra anlıyorum ki aşçı trende tanıştığımız Macar kökenli arkadaşmış ve o benim taksime binmiş ben de onu almaya gelen araca. Ardından Mario beni kalacağım yere kadar bırakıyor. Teşekkür ediyor ve içeriye giriyorum.

Avusturya grubu beni kapıda karşılıyor ve odamı gösteriyor. Odanın alt katında 4 ranza ve üst kadında bir çift kişilik yatak ile ranza daha var. Kocaman odada 4 kişi kalacağımızı öğrenir öğrenmez teras kata kuruluyorum. Bir hafta boyunca kalacağımız yer çok şirin, kar yağıyor ve gölün kenarında. Eşyalarımı bırakır bırakmaz yemeğe iniyoruz ve ilk beşli ile yemek yiyoruz. Munjid; Irak’tan savaştan kaçmış, sonrasında Türkiye’de bir yıldan fazla TRT’de çalışmış, Avrupa’ya göç etmeye karar vermiş bir gazeteci. Şu anda Avusturya’da göçmenlik için başvuru yapmış, hayata yeni bir sayfa açmak için bekliyor. Gabriela ve Fatima; çok tatlı iki Portekizli katılımcı. Proje boyunca Fatima’a Fadime olarak seslenmekten vazgeçmedim. Bobi; Bulgar vatandaşı ancak bir önceki projede Avusturyalı bir sevgili bulmuş, Avusturya’ya yerleşmeye karar vermiş. Yemekten sonra yorgun olduğum için odama çekiliyorum.

Projenin ilk günü sabahı kahvaltıda Türkiye grubundan Şeyma ve Özge ile tanışıyoruz. Onlar ben uyurken gelmişlerdi gece ve ilk defa görüyorduk birbirimizi. Kahvaltının ardından 09:00 da herkes toplanmış tanışma faslına geçilmiş. Aykut Hocamla da ilk defa orda görüşecektik. Her ne kadar insanlar dışarıdan soğuk görünse de, yakından anlıyorsunuz ki öyle değiller.

Wolfang ile de orada ilk tanışıyoruz. Kendisini patron olarak tanıtıyor. Yersiz gülüşmeler oluyor, eğer böyle gülecekseniz aşağıda çamaşır makinası var kafanızı onun içine sokun diye alay ediyor. Wolfgang bir zamanlar Avusturya Emniyeti’nde dedektif olarak çalışmış, Bosna Hersek Savaşı’nda 3 adet çocuğu evlat edinmiş, sempatik ve bir o kadar da eğlenceli kendini gönüllük işlerine adamış, tiyatroyla yakından ilgilenen bir kişi. Aynı zamanda bizim projedeki liderimiz. Sonrasında mı?  Onlarca oyun oynuyoruz, workshoplar yapıyoruz, her bir birey farklı deneyimler elde ediyoruz. Munjid’inTürkiye’den nasıl Avusturya’ya geldiğini birebir onun ağzından dinliyoruz. En yakın arkadaşını bu yolculukta kaybettiğini ve bir çok gerçek hayat hikâyesini. Zaman o kadar hızlı akıyor ki iyi geçtiğinde, bir anda kendimi Wolfgang ile tokalaşırken buluveriyorum. Elime Youthpass’i tutuşturuyor.

Son gece tekrar düşünüyorum, hepimiz yoldayız ve o uzun gibi görünen yol aslında çok kısa, farkında mıyız ki sokaktaki şu anda titreyenleri, savaştan kaçıp gelenleri, ya da ellerinden tutuyor muyuz biz de birilerinin,  dünyayı değiştirmeye başladık mı yoksa hala erteleyip duruyor muyuz bir şeyleri?

Projeye seçilmemden geriye dönünceye kadar beni ve arkadaşlarımı bir an olsun yalnız bırakmayan Halil Uğuz Hocama, proje ve yolculuğumun bir parçasında da olsa gösterdiği ilgi ve samimiyet için Aykut Subaşı, Gülşah Özge Dağaslanı, Şeyma Sungur’a, projenin tüm katılımcılarına ve bize bu imkanı sağlayan Sorgun Gençlik Derneğin’e ne kadar teşekkürlerimi sunsam azdır.

Son Yazıları Tüm Yazıları
Dernek Scripti: Medya İnternet